OKMEYDANI' NIN SON NİŞANTAŞLARI
 
Okun Düştüğü yer
OKMEYDANI' NIN SON NİŞANTAŞLARI
Okçuluk, av ve savaş dışında da Türkler’in yaşamında öneli bir yere sahipti. Osmanlılarda yaygın bir spordu. Okçuluk tekkeleri, vakfiyeleri seçimle iş başına gelen, yönetici kadroları ve sicile kayıtlı çok sayıda üyeleriyle birer spor kurumuydular. Dünya spor tarihinin ilk spor kuruluşları arasında yer alan bu kurumlarda okçuların yalnızca iyi birer atıcı olmaları yeterli görülmez, tam bir sportif ahlaka sahip olmaları da istenirdi. Osmanlılarda sportif okçuluğun iki ana türü vardır: hedef okçuluğu ve menzil okçuluğu, Hedef okçuluğu, ava veya düşmana karşı isabetli atış hüneri kazandıran talimlerden doğmuştur. İçinde hızar talaşı ve pamuk çekirdeği dolu bir torba bulanan ok sehpasına yapılan atışlar, hedefe güçlü ok atma yeteneğini kazandırmaktaydı. Menzil okçuluğunda ise amaç oku olabildiğince uzağa atmaktır. Osmanlı Devleti sınırları içinde yalnızca bu amaca ayrılan ve bir vakıf kurumu olarak çalışan ok meydanları oluşturulmuştur. Bilinen en eski ok meydanları 15.-16. yüzyılda Bursa ve Edirne’de kurulmuşlardır. İstanbul’daki ok meydanının kuruluşundan sonra menzil okçuluğuna duyulan ilgi artmış; Gelibolu, Bağdat, Kahire, Üsküp, Amasya, Manisa, Halep gibi kentlerde ok meydanları kurulmuştur. Bunların sayısı 38’e ulaşmıştır. İstanbul ok meydanı, Sultan 2. Mehmed’in (Fatih) emriyle ve bağımsız bir vakıf olarak kurulmuş, Sultan 2. Bayezid döneminde genişletilmiştir. Ancak, özellikle Sultan Abdülaziz döneminden bu yana ok meydanına yapılan tecavüzlerle meydanın yapısı bozulmuştur. Balkan Savaşı’nda Manastır göçmenlerinden bir bölümü buraya yerleşmiş, bunu öteki göçler izlemiştir. 1950’lerde başlayan gecekondulaşma 1980’den sonra pervasızca ve önü alınmaz bir biçimde artmış, meydan eski kimliğini bütünüyle yitirmiştir. Bugün Okmeydanı adıyla bilinen bu geniş ve yoğun nüfuslu semtte plansız ve kaçak olarak yedi mahalle oluşmuştur. Söz konusu yapılaşmanın yarattığı tahribat menzil taşlarının da zarar görmesine neden olmuştur. Günümüze yalnızca 20 kadar nişan taşı ulaşabilmiştir. Şinasi Acar Okmeydanı’ndaki nişan taşlarının son durumunu belgeleyen kapsamlı bir çalışma yürüttü. Yoğun yapılaşma nedeniyle gözlerden gizlenen nişan taşlarının izlerini sürdü, bulduklarını fotoğrafladı ve kitabelerini okudu. Acar’ın fotoğraflarında da belgelendiği gibi Okmeydanı’nın son nişan taşları, balkonların altında, kaldırımlara gömülü ve binaların arasında sıkışmış olarak varlığını sürdürmeye çalışıyor. Osmanlı yaşamındaki yeriyle önemli birer tarihi belge olmanın yanısıra döneminin bezeme anlayışının da yansımalarını taşıyan birer mimari unsur olan bu nişan taşlarını yayımlarken korunmaları için önlem alınması konusunda yetkilileri bir kez daha uyarmak istiyoruz. Şinasi Acar’ın araştırması YAPI dergisinin 279/Şubat 2005 sayısında Okmeydanı ve Nişan Taşları başlığı ile ayrıntılı olarak yer alıyor. Sayın Şinasi Acar’a Mimarlık Müzesi’ne katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz.
Okun Düştüğü yer

Öyküleriyle yirmialtı nişan taşı ve Okmeydanı devamı...
Ziyaretçi Defteri
Adınız Soyadınız:
E-posta :
Başlık:
Mesaj: