TATAVLA' DAN KURTULUŞ' A |
Yerleşim Tarihi
Tatavla, ya da bugünkü adıyla Kurtuluş semti, İstanbul’un Beyoğlu yakasındaki yüksek tepelerden birinin üzerine ve eteklerine yayılmıştır. Başka bir deyişle, Taksim tepesi ile Okmeydanı tepesi arasında kalan, her ikisinden de derin birer vadiyle ayrılan bir tepedir. Semtin merkezinde, yani tepenin zirvesinde üç nokta ele alınırsa; deniz düzeyinden yükseklik Sefa Meydanı’nda 75.2 m, Ayios Dimitrios Kilisesi’nin önünde 79.2 m ve Kurtuluş Caddesi’nin başında eski Ararat Gazinosu’nun önünde 84.45 m’dir.
Cumhuriyet döneminde, İstanbul’un idari düzenlenmesi yeniden yapılırken burası Taksim İlçesi’nin Beyoğlu ve Şişli nahiyeleri arasında ikiye bölünmüştür. 1954 yılında Şişli bağımsız bir ilçe olunca bu kez de Beyoğlu ve Şişli ilçeleri arasında paylaştırılmıştır.
Tatavla sözcüğünün kökeni, Rumca 'stavli', 'ta tavla' yani "ahır" ya da "ahırlar"dır. Bazı yazarlara göre ise Tatarca kökenli Türkçe bir sözcük olan ‘Tavla’, varlıklı kişilerin atlarının bulunduğu alan anlamında kullanılmıştır. Türkçe ‘at tavlası’ sözcüğü zamanla Rumcada 'Ta At Tavla' veya 'Tataula' biçimimde söylenir olmuştur.
İstanbul’un fethinden önce boş olan bölgede, Bizanslılar döneminde Galata’da yerleşmiş olan Cenevizliler’in ahır ve kuyularının bulunduğu sanılmaktadır. Fetihten hemen sonra da Tatavla’dan Kağıthane’ye kadar uzanan geniş ve boş alan padişah atlarına otlak olarak seçilmiştir. Daha sonraları oluşan semtin Tatavla adını almış olmasının bu nedenlere dayandığı düşünülür.
Tatavla sözcüğünün farklı zamanlarda ve metinlerde şu biçimlerde yazıldığı görülür: Tatavula (1604), Taula (1663), Tatagula (1677), Tataulon (1705). 19. yüzyılın ortalarından sonraki yazılış ve söyleniş biçimi Tatavla’dır. Rumca'da Tatavla’da yaşayan erkeklere Tatavlianos ve kadınlara da Tatavliani denirdi.
İstanbul’un fethinden sonra buraya yerleşim, Kanuni Sultan Süleyman döneminde tahminen 1530’larda başlamıştır. Bu dönemde, Ege Adaları’nın büyük bir bölümünün Osmanlılar tarafından alınmasıyla Osmanlı donanması buralara yaptığı seferler sırasında çoğu Rum kökenli olan korsanlardan esir alınanları da beraberinde İstanbul’da getiriyor, bu esirler, gemicilikten iyi anladıkları için Kasımpaşa tersanesine çalışmaya gönderiliyordu. Tersanedeki pek çok iş için hünerlerine gereksinim duyulan bu esirler, güven kazandıkları takdirde azat ediliyorlardı. Zamanla bu kişilerin Kasımpaşa’nın az ilerisine, o zamana kadar boş olan Tatavla’ya yerleştikleri düşünülmektedir.
1566 yılında Sakız Adası’nın Piyale Paşa tarafından alınmasından sonra, denizcilikleri ile Akdeniz’de ün yapmış Sakızlı Rum gençlerinin bir bölümünün de Kasımpaşa Tersanesi’nde Osmanlı donanması için çalışmaları uygun görülmüştür. O tarihlerden itibaren gelen Rum gençlerin çoğu bir daha Sakız’a dönmemişler ve İstanbul’un öteki köşelerinde yaşayan Rum kızları ile evlenerek Tatavla tepesine yerleşmişlerdir. Böylece Tatavla halkının büyük bir bölümünün kökeninin Sakız adası olduğu söylenebilir.
Tatavla, Osmanlı İstanbulu’na serpiştirilmiş çok sayıdaki yerleşim birimi arasında ötekilerde görülmeyen bir özelliğe sahipti. İstanbul’un bazı semtlerinde, 1960’ların ortalarına kadar Rum karakteri görülmekle birlikte hiçbiri burası kadar katıksız Rum olmamıştır. 1793 tarihli bir fermana göre semte, Rum Ortodokslardan başka millet ve dine mensup kişilerin yerleşmesi yasaklanmıştır. Bu kendine has durum, aşağı yukarı 20. yüzyılın ilk yıllarına kadar geçerliliğini korumuştur.